Antik Mısır inancında gök cisimleri, sadece ışık kaynakları değil, büyük tanrıların fiziksel tezahürleri ve ölülerin ruhlarının yaşam döngüsünün bir parçasıydı. Gökyüzü, kozmik düzenin ve ölümden sonraki hayatın işleyişini gösteren devasa bir saat olarak kabul edilirdi.
Kraliyet Kaderi: Yıldızlar ve Güneş: Bireysel yıldızlar ve gezegenler, Horus gibi temel tanrılarla ilişkilendirilirdi. Özellikle Kutup Çevresi Yıldızları, konumlarını asla değiştirmedikleri için, aklanmış ve kutsanmış ölülerin değişmez, parıldayan ruhlarını temsil ederdi. Piramit Metinleri, ölen kralın kaderini bir yıldıza dönüşmek olarak tanımlar; bazı Mısırbilimciler bu “yıldızsal öbür hayat” kavramının, firavunun kaderinin güneş tanrısıyla ilişkilendirildiği “güneşsel öbür hayattan” daha eski olabileceğini savunur. Ancak genel kabul gören görüş, güneş, ay ve yıldızların ölülerin çeşitli şekillerde katıldığı büyük bir göksel döngünün parçası olduğudur.1
Nut ve Gökyüzü: Gök tanrıçası Nut, çıplak bir kadın olarak dünyanın üzerine gerilmiş şekilde tasvir edilirdi. Bu imgenin güncel yorumlara göre, genel gökyüzünden ziyade Samanyolu’nu temsil ettiği düşünülmektedir. Mısırlı metinler, yıldızların Nut’un karnının altındaki denizde yelken açtığını belirtir. Nut’un inek formunda, gövdesi yıldızlarla desenliydi ve bu desenler bazen leoparınkini andırırdı. Tarih Öncesi Dönem’de gökyüzünün, her sabah yıldızları yutan dev bir panter ya da leopar olarak hayal edilmiş olabileceği düşünülmektedir.
Güneş ve Yıldızların Güç Dengesi: Piramit Metinleri teolojisi, yaratıcı tanrının şafakta diğer tüm tanrıların (yıldızların) gücünü özümseyerek tek bir göksel güç, yani güneşi yarattığını öne sürer. Bu süreç, gün batımında tersine döner ve tek tanrı tekrar çoklu hale gelirdi.
Zamanı Belirleyen Decan Yıldızları: Mısırlılar, bütün yıldızların gökyüzünde sabit olmadığını biliyorlardı. Decan yıldızları, yeraltı dünyasında Osiris‘e katıldıktan sonra şafakta yeniden yükselerek ölümden dirilişi sembolize ederdi. Özellikle Orta Krallık tabutlarına boyanan yıldız saatleri, ölen kişinin ruhunu bu sürekli ölüm ve yeniden doğuş döngüsüne dahil etmeyi amaçlıyordu. Bu yıldızların en önemlisi, Mısır yılının başlangıcını ve Nil taşkınının gelişini müjdeleyen Sirius’tu.
Sirius (Sopdet) ve Üçlüsü: Sirius yıldızı, beş köşeli bir taçla tasvir edilen tanrıça Sopdet (Yunanlılarca Sothis) tarafından temsil edilirdi. Sopdet, İsis‘in bir tezahürü olarak kabul edilmiş ve daha sonra Ra’nın Gözü ile özdeşleştirilerek Uzak Tanrıça mitiyle ilişkilendirilmiştir. Sopdet, Sah (Yunanlıların Orion’u, Osiris’in yıldızsal tezahürü) ve Sopdu-Hor yıldız tanrılarıyla bir üçlü oluştururdu. Sopdu-Hor, sabah ve akşam güneş tanrısının habercisi olarak görev yapardı. Mars, Jüpiter ve Satürn gibi gezegenler Horus’un çeşitli formlarıyla ilişkilendirilirken, Merkür gezegeni Seth ile ilişkilendirilmiş olabilir.
Takımyıldızlar: Günümüzde Büyük Ayı olarak bilinen takımyıldızı, Mısırlılarca Seth’in boğa formunu veya kesilmiş bacağını koruyan tanrılar olarak yorumlanırdı. Son olarak, Yunanlılar tarafından Mısır’a getirilen Babil kökenli Zodyak (burçlar kuşağı) kavramı da kabul görmüş ve tapınakların tavanlarında Nut figürü, günün ve gecenin saatleri ile on iki zodyak burcuyla çevrelenmiş olarak tasvir edilmiştir.
Dipnot-Kaynakça
- Wilkinson, Richard. The Complete Gods and Goddesses of Ancient Egypt. New York, Thames & Hudson Inc., 2003. pp. 168. ↩︎

