Antik Mısır medeniyetinin devasa anıtları olan piramitler, inşa edildikleri dönemden günümüze değin hem mimari ihtişamları hem de barındırdıkları varsayılan sırlar nedeniyle yoğun bir ilgiye mazhar olmuşlardır. Firavunların nekropol mimarisinin zirvesini temsil eden bu yapılar, özellikle içlerinde sakladıkları düşünülen zengin mezar hazinleri nedeniyle, antik çağlardan itibaren çeşitli soygunlara ve yağmalara maruz kalmıştır. Ancak piramitlerin sistematik olarak incelenmesi ve iç yapılarının bilimsel metotlarla araştırılması, modern Mısırbilimin temellerinin atılmasıyla paralellik gösteren, metodolojik açıdan önemli dönüşümlerin yaşandığı bir süreci kapsamaktadır. Bu makale, piramitlere yönelik ilk keşif ve kazı girişimlerini, bu süreçteki metodolojik eksiklikleri ve W.M. Flinders Petrie gibi figürlerin öncülüğünde bilimsel arkeolojiye geçişi ele alarak, Mısırbilim’in teşekkülündeki kritik bir evreyi analiz etmektedir.
Piramitlere yönelik ilgi, antik kaynaklara dahibahsedilmektedir Herodot gibi Yunan tarihçiler, piramitleri ziyaret etmiş ve yapıları hakkında dönemin bilgileri ve efsaneleriyle harmanlanmış anlatılar sunmuşlardır. Orta Çağ İslam alimleri de bu yapılara ilgi göstermiş, hatta Abbasi Halifesi Memun’un 9. yüzyılda Büyük Piramit’e (Keops/Khufu) zorla bir giriş açtırdığı bilinmektedir. Ancak bu erken dönem girişimleri, yapıların arkeolojik bağlamını anlama veya sistematik bilgi toplama amacından ziyade, genellikle merak, efsanevi hazineleri bulma arzusu veya yapısal sırları çözme motivasyonuyla şekillenmiştir.

Modern Mısırbilim’in ve piramit araştırmalarının başlangıcı, genellikle Napolyon Bonapart‘ın 1798-1801 Mısır Seferi ile ilişkilendirilmektedir Napolyon’un beraberinde getirdiği “Bilim ve Sanat Komisyonu” (Commission des Sciences et des Arts), Mısır’ın anıtlarını, coğrafyasını ve kültürünü o güne kadarki en kapsamlı şekilde belgelemeyi amaçlamıştır. Bu çalışmaların ürünü olan yayın “Description de l’Égypte”, piramitlerin detaylı ölçümlerini, planlarını ve çizimlerini içererek Avrupa’da büyük bir ilgi uyandırmış ve “Egyptomania” olarak bilinen popüler Mısır hayranlığını tetiklemiştir. Her ne kadar bu komisyonun üyeleri piramitlerde kapsamlı kazılar yapmamış olsalar da, çalışmaları, 19. yüzyılda Mısır’a yönelecek olan Avrupalı araştırmacılar, koleksiyonerler ve diplomatlar için temel bir referans kaynağı oluşturmuştur.
19.yüzyılın ilk yarısı, piramit araştırmalarında metodolojik açıdan zayıf, ancak bazı önemli keşiflerin yapıldığı, ağırlıklı olarak eser ve “hazine” odaklı bir döneme işaret eder. Bu dönemin öne çıkan figürlerinden Giovanni Battista Belzoni, eski bir sirk sanatçısı olup İngiliz diplomat Henry Salt adına Mısır’da eser toplama faaliyetlerinde bulunmuştur. Belzoni’nin 1818’de Kefren (Khafre) Piramidi’ne daha önce bilinmeyen bir geçitten girerek mezar odasına ulaşması, dönemin macera ruhunu yansıtan önemli bir olaydır. Mezar odasını ve lahdi boş bulması, piramitlerin antik dönemlerde sistematik olarak soyulduğuna dair kanıtları güçlendirmiştir. Belzoni’nin yöntemleri (ki adını mezar odası duvarına kazıması bunun bir örneğidir) modern arkeolojik prensiplerle taban tabana zıt olsa da, onun girişimleri piramitlerin iç yapısına dair bazı bilgilerin gün yüzüne çıkmasını sağlamıştır. Benzer şekilde, Giovanni Battista Caviglia‘nın Büyük Giza Sfenksi etrafındaki ve Büyük Piramit’in altındaki yeraltı odalarındaki çalışmaları da dönemin keşif odaklı yaklaşımını temsil eder.

Modern Mısırbilim açısından sorunlu bir figür daha ise İngiliz Albay Howard Vyse‘dır. 1837’de Büyük Piramit’in (Khufu) iç sırlarını çözme amacıyla yürüttüğü çalışmalarda, özellikle Kraliçe Odası üzerindeki yapısal boşluklara ulaşmak için barut kullanması, arkeolojik tahribatın ciddi bir örneğidir. Ancak bu tartışmalı yöntemler sonucunda, Kral Odası’nın üzerindeki beş adet “Rahatlatma Odası” keşfedilmiş ve bu odaların duvarlarında, piramidin inşasında çalışan işçi gruplarına ait grafitiler ile Firavun Khufu’nun adını içeren kartuşlar bulunmuştur. Bu bulgu, Büyük Piramit’in Khufu’ya aidiyetini epigrafik olarak kanıtlayan ilk kesin delil olması bakımından Mısırbilim tarihinde büyük önem taşır.

Piramit araştırmalarında ve genel olarak Mısır arkeolojisinde bilimsel bir metodolojiye geçiş, 19. yüzyılın ikinci yarısında iki kilit ismin çabalarıyla gerçekleşmiştir. Fransız Auguste Mariette, Mısır’daki arkeolojik alanların yağmalanmasına karşı mücadele etmiş, kazı izinlerini düzenlemiş ve Mısır Eski Eserler Servisi’nin kurularak eserlerin ülke içinde korunması yönünde önemli adımlar atmıştır. Mariette’nin kurumsal çabaları, Mısırbilim’in bir hazine avcılığı disiplininden çıkarak daha organize ve korumacı bir yapıya kavuşmasının temelini atmıştır.
Ancak piramitlerin ve genel olarak Mısır arkeolojisinin bilimsel metodolojiyle incelenmesinde asıl devrimi gerçekleştiren kişi, İngiliz arkeolog Sir William Matthew Flinders Petrie‘dir. Petrie, 1880’lerde Giza’ya geldiğinde, amacı sadece dikkat çekici eserler bulmak değil, yapıları hassas ölçümlerle belgelemek, inşa tekniklerini analiz etmek ve bulunan her objeyi (ne kadar küçük olursa olsun) sistematik olarak kaydetmekti. Piramitlerin mimari detaylarını, kullanılan ölçü birimlerini ve geometrik prensipleri titizlikle incelemiştir. Petrie, arkeolojik katmanlardaki (stratigrafi) buluntuları, özellikle çanak çömlek (seramik) tiplerindeki değişimleri kullanarak “seri tarihlendirme” (sequence dating) yöntemini geliştirmiş ve bu sayede yazılı kaynak olmayan dönemler için bile göreceli bir kronoloji oluşturmayı başarmıştır. Onun Giza ve diğer Mısır sitelerindeki çalışmaları, arkeolojinin sadece anıtları değil, aynı zamanda geçmişteki insan yaşamının tüm maddi kültürünü anlama bilimi olduğunu ortaya koymuştur. Petrie’nin sistematik kazı, detaylı belgeleme, stratigrafik analiz ve buluntuların bilimsel yayını üzerine kurduğu metodoloji, modern Mısırbilim ve arkeoloji için temel standartları belirlemiştir.
Piramitlere yönelik ilk kazı ve araştırmalar, motivasyonları ve yöntemleri açısından modern bilimsel standartlardan uzak bir başlangıç yapmıştır. Belzoni ve Vyse gibi figürlerin girişimleri, önemli keşiflere yol açmakla birlikte, aynı zamanda arkeolojik tahribata da neden olmuştur. Ancak bu erken dönem, Avrupa’da Mısır’a yönelik popüler ve akademik ilgiyi artırmıştır. Auguste Mariette‘nin kurumsal koruma çabaları ve özellikle Flinders Petrie‘nin bilimsel metodolojiyi Mısır arkeolojisine entegre etmesi, disiplinin bir hazine avcılığından çıkarak, geçmişi sistematik ve kanıta dayalı olarak yeniden inşa eden modern bir bilim dalına dönüşmesini sağlamıştır. Piramitlerin sırlarının çözülme süreci, bu ilk kazıların açtığı yolda, giderek gelişen teknoloji ve metodolojilerle günümüzde de devam etmektedir.

