Mısır’ın Orta ve Yeni Krallık dönemlerinde Nubia ve Suriye-Filistin bölgeleri üzerinde ekonomik kontrol sağladığı bilinmektedir. Ancak, bu bölgelerin tam anlamıyla siyasi veya sosyal olarak “sömürgeleştirildiği” konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar, Mısır’ın bu bölgelerde kalıcı bir yönetim kurduğunu savunurken, bazıları ise Mısır’ın sadece ticaret yollarını korumak ve savaş ganimetleri elde etmek için dönemsel baskınlar düzenlediğini öne sürmektedir.
Bu tartışmalar, Mısır’ın yayılmacı politikalarının ardındaki olası motivasyonları da gündeme getirmektedir. Mısır’ın Nubia ve Levant’a yönelik ilerleyişi, ideolojik zorunluluklar, ekonomik ihtiyaçlar veya başka sosyo-politik faktörler tarafından mı yönlendirilmiştir? Bazı tarihçiler, Mısır’ın bu bölgeleri stratejik kaynaklar ve ticaret yolları açısından önemli gördüğünü belirtirken, bazıları ise firavunların gücünü pekiştirmek için fetihler gerçekleştirdiğini savunmaktadır
Mısır’ın Orta Krallık döneminde Nubia ve Suriye-Filistin bölgeleri üzerindeki kontrolü, bölgeye ve döneme göre değişiklik göstermiştir. 12. Hanedan firavunları, askeri güç kullanarak Nubia’yı en az üçüncü şelaleye kadar kontrol altına almışlardır. Bu bölgede inşa edilen kaleler, Nil ticaretini kontrol etmelerini sağlamış ve sürekli bir askeri varlık oluşturmuştur. Bu kalelerde garnizonlar ve geniş tahıl ambarları bulunuyordu, bu da hem bölgedeki Mısır egemenliğini pekiştirmek hem de gerektiğinde daha güneydeki tehditlere karşı seferler düzenlemek için bir üs görevi görmüştür.
Askut gibi kalelerde tahıl depolamak için ayrılan büyük alanlar, Uronarti ve Kor’daki yapılarla birlikte, 12. Hanedan’ın Nubia’yı sadece bir sınır bölgesi olarak değil, Afrika’ya açılan bir kapı olarak gördüğünü göstermektedir. Bu kaleler, Mısırlıların ithal ettiği malzemeleri ve ürünleri depolamak için de kullanılmıştır, bu ürünler Thebes veya Itjtawy’ye taşınmadan önce burada saklanmıştır.
Filistin’de ise, Orta Krallık döneminde kalıcı bir Mısır varlığına dair çok az kanıt bulunmaktadır. 12. ve 13. Hanedanlar sırasında Levant ve Ege ile temaslar olduğu bilinmektedir, ancak Mısır’ın doğu Akdeniz’de ne ölçüde siyasi veya ekonomik kontrol sağladığı belirsizdir. Memphis’te bulunan Amenemhat II’nin yıllık kayıtları, hükümdarlığı sırasında Levant’a en az iki sefer düzenlendiğini göstermektedir. Manchester Müzesi’nde bulunan Khusobek stelinde ise, Senusret III’ün Filistin’deki Shechem şehrine karşı bir sefer düzenlediği anlatılmaktadır.
Bunların dışında, Levant’a yönelik askeri planlara dair bilgiler genellikle elit unvanlar ve sıfatlarda bulunur, ancak bunlar tarihsel olmaktan çok abartılı ifadeler olabilir. Batı Asya’dan elde edilen ürünlerin açıklamalarında ise, bu malların zorla mı yoksa ticaret yoluyla mı elde edildiği belirtilmemektedir. Ancak, arkeolojik bulgular, Mısır’ın Levant bölgesinde belirli dönemlerde etkili olduğunu göstermektedir.
Mısır’ın Orta Krallık döneminde Filistin ve Byblos’ta güçlü ve sürekli bir ekonomik varlığı olduğu düşünülmektedir. Bu ekonomik varlık, dönemsel olarak askeri baskılarla desteklenmiş olabilir. Orta Krallık döneminde Mısır’da yaşayan Asyalıların sayısının giderek artması, bazılarının savaş esiri olarak ülkeye getirildiğini düşündürmektedir.
Yeni Krallık döneminde, Mısır’ın Levant bölgesindeki faaliyetleri hem arkeolojik hem de yazılı kaynaklarla belgelenmiştir. Zafer stelleri ve tapınak kabartmaları, firavunun tanrılar adına elde ettiği ganimetleri anlatırken, Ta’anach, Kamid el-Loz ve Hattuşaş gibi bölgelerde bulunan çivi yazılı tabletler, Yakın Doğu’daki devletler arasındaki diplomatik, idari ve ekonomik ilişkileri belgelemektedir. Mısır açısından en önemli arşivlerden biri, Orta Mısır’daki Amarna’da bulunan 382 tablettir. Bu tabletler, MÖ 14. yüzyılda (18. Hanedan’ın sonlarında) yabancı liderler ile Mısır kralı arasındaki yazışmaları içermektedir. Amarna Mektupları, Mısır’ın Mitanni ve Babil gibi büyük güçlerle diplomatik ilişkilerini ve Suriye-Filistin’deki küçük şehir devletlerinin karmaşık siyasi manevralarını gözler önüne sermektedir.
Yeni Krallık döneminde Mısır’ın Suriye-Filistin’deki varlığıyla ilgili temel tartışma, Mısır’ın fethettiği şehirlerde kalıcı bir askeri veya sivil varlık sürdürüp sürdürmediği üzerinedir. Bazı araştırmacılar, arkeolojik ve yazılı kanıtların Mısır’ın Filistin’de bazı şehirleri fiilen sömürgeleştirdiğini gösterdiğini savunmaktadır. Bu teoriye göre, Mısır, İkinci Ara Dönem’in sonunda yenilmiş Hyksosları takip ederek bu bölgenin kontrolünü devralmış olabilir. Amarna Mektupları ve Levant’taki Mısır eserlerinin varlığına dayanarak, Suriye-Filistin’in kuzeyden güneye üç bölgeye ayrıldığı düşünülmektedir: Amurru, Upe ve Kenan. Her bölge, yerel yerleşimler arasında dağıtılmış küçük Mısır garnizonları aracılığıyla bir Mısır valisi tarafından yönetiliyordu.
Ancak, bazı araştırmacılar, Mısır’ın doğu Deltası’ndaki yerleşimlerinin kültürel yapısının, Sina’nın hemen ötesindeki Filistin şehirlerinden belirgin şekilde farklı olduğunu öne sürmektedir. Bu durum, Mısırlıların yerel halklarla iç içe yaşamadığını düşündürmektedir. Bu görüş, Yeni Krallık döneminde Nubia’nın Mısır tarafından sömürgeleştirilmesine dair geniş mimari ve arkeolojik kanıtlarla çelişmektedir.
Yeni Krallık döneminde Mısır’ın Aşağı Nubia’daki varlığı büyük ölçüde ekonomik nedenlere dayanıyordu, ancak arkeolojik ve yazılı kaynaklar, Mısırlıların Nubia’ya bakış açısının oldukça karmaşık olduğunu göstermektedir. Orta ve Yeni Krallık boyunca, resmi sanat ve edebiyatta Nubialılar genellikle kaosun temsilcileri olarak tasvir edilmiştir, ancak bu durum, Mısır’daki şehirlerde Nubialılar ve Asyalılar gibi yabancı toplulukların yerel halkla uyum içinde yaşadığı gerçeğiyle çelişmektedir.
Yeni Krallık döneminde, Mısır’ın Nubia ve Levant’ta bilinçli bir kültürel asimilasyon politikası izlediğine dair kanıtlar bulunmaktadır. Yerel elitler, Mısır geleneklerini ve isimlendirme sistemini benimsemeye teşvik edilmiştir. Bazı durumlarda, yerel yöneticilerin çocukları zorla Mısır’a götürülerek eğitilmiş ve Mısır kültürüyle tamamen içselleştirilmiş olarak ülkelerine geri dönmüşlerdir.
Mısır’ın “emperyalizmi” çok yönlü bir yapıya sahiptir. Firavunların ekonomik ve siyasi pragmatizmi, çoğu zaman kraliyet söylemi ve dindarlık söylemleriyle örtülmüştür. İdeoloji ve ekonomi arasındaki tartışmayı çözmek zordur, çünkü Mısır’ın dış dünyadaki davranışlarını anlamak için büyük ölçüde dini ve cenaze metinlerine güveniyoruz. Ancak, gerçek hikaye muhtemelen daha sıradan arşiv belgelerinde saklıdır, ancak bu tür belgeler nadiren günümüze ulaşmıştır.
Copyright 2024 Archaeology theme. Tüm Hakları Saklıdır.