Dördüncü Hanedanlığın son firavunu Shepseskaf (yaklaşık MÖ 2500-2498), Güney Sakkara’da yer alan ve halk arasında Mastabat al-Fir’aun olarak bilinen alışılmadık bir mezar yapısı inşa ettirmiştir. Yaklaşık beş yıl süren kısa saltanatı boyunca inşa edilen bu anıt, önceki hanedanların görkemli gerçek piramitlerinden belirgin bir mimari sapmayı temsil eder.

Yapısal olarak, Mastabat al-Fir’aun devasa bir mastaba formundadır. Konumu, 6. Hanedan firavunu Pepi II’nin piramidinin sadece birkaç düzine metre güneydoğusunda olmasıyla dikkat çekicidir. Bu yan yana konumlanma, Eski Krallık’ın ve özellikle 4. Hanedanlığın sonunu simgeleyen tezat bir durumu ortaya koyar. İnşaat için gerekli taşların kaynağı, Sneferu’nun Kuzey Piramidi’nin batısındaki bir taş ocağından sağlanmış olup, taşların taşınmasında kullanılan bir inşaat rampasının kalıntıları da keşfedilmiştir.

Anıtın çekirdek yapısı, bazı Mısırbilimciler tarafından, başlangıçta bir gerçek piramide dönüştürülme niyetinin olabileceği şeklinde yorumlanmaktadır. Yapının girişi kuzey cephesinde, zemin seviyesinden birkaç metre yükseklikte konumlanmıştır. Doğu tarafında bir cenaze tapınağının ve bir geçidin kalıntıları bulunurken, mastabanın kenarından yaklaşık 15 metre uzaklıkta, batı tarafında belirgin bir kerpiç çevre duvarı mevcuttur.

Shepseskaf’ın bu alışılmadık mezar yeri seçimi ve neden piramit formu yerine mastaba benzeri bir yapıya yöneldiği sorusu, Mısırbilim alanında hala çözüme kavuşturulamamış önemli bir gizemdir. Bu mimari tercih, genellikle 4. ve 5. Hanedanlıklar arasındaki geçiş döneminde yaşanan dini, siyasi ve mimari değişimlerle ilişkilendirilmektedir. Mastabat al-Fir’aun, Eski Mısır’daki kraliyet mezar mimarisinin evrimini ve dönemsel belirsizlikleri yansıtan kritik bir arkeolojik kanıt olarak kabul edilmektedir.