Yeni Krallık firavunlarının kronolojisi ve saltanatları, anıtsal yapılar ve metinler aracılığıyla büyük ölçüde bilinmekle birlikte, 19. yüzyıl Mısırbilim’i için temel bir problem mevcuttu: Bu firavunların büyük çoğunluğunun mumyaları ve orijinal mezar içerikleri kayıptı. Krallar Vadisi’ndeki (KV) nekropol alanının, antik dönemlerden itibaren sistematik olarak yağmalandığı bilinmekteydi. Bu durum, Mısır tarihinin en kudretli hükümdarlarının (I. Seti, II. Ramses) akıbetleri ve fiziksel özellikleri hakkında doğrudan kanıtlardan yoksun bir araştırma alanı yaratmıştı. 1881 yılında Deir el-Bahri’de (DB320) keşfedilen Kraliyet Zulası, bu metodolojik boşluğu doldurmuş ve Yeni Krallık sonrası nekropol yönetimi pratiklerine dair paha biçilmez veriler sunarak Mısırbilim disiplinini temelden değiştirmiştir.
DB320 zulasının varlığı, Yeni Krallık’ın son evreleri ve özellikle Üçüncü Ara Dönem boyunca Teb’deki siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın doğrudan bir sonucudur. Merkezi otoritenin zayıflaması, Libya kökenli kabilelerin artan etkisi ve ekonomik krizler, Krallar Vadisi de dahil olmak üzere Teb nekropollerinde organize mezar soygunculuğunda bir artışa neden olmuştur. “Mezar Soygunu Papirüsleri” (örneğin, Papyrus Abbott, Papyrus Mayer A/B) olarak bilinen adli belgeler, bu soygunların kapsamını, faillerin yargılanma süreçlerini ve hatta bazı yerel görevlilerin bu suçlara iştirak ettiğini ortaya koymaktadır.


Bu yaygın kutsal alan ihlalleri karşısında, 21. Hanedanlık döneminde Teb’deki Amun rahipleri, firavunların ebedi istirahatını güvence altına almak amacıyla proaktif bir koruma ve yeniden defin programı başlatmıştır. Bu programın izleri, mumyalar üzerinde bulunan ve hieratik dilde yazılmış “docket” (etiket) adı verilen kayıtlarda açıkça görülmektedir. Rahipler, risk altındaki kraliyet mezarlarını açmış, mevcut mumyaların kimliklerini tespit etmiş, hasar görmüş sargıları yenilemiş ve bu mumyaları geçici depolama alanlarına (II. Amenhotep’in mezarı, KV35) taşımışlardır.
Nihai çözüm, bu kraliyet mumyalarının toplu olarak, daha önce 18. Hanedanlık soylularından (muhtemelen Kraliçe Inhapi) birine ait olan, Deir el-Bahri kayalıklarındaki gizli ve ulaşılması zor DB320 mezar kuyusuna defnedilmesi olmuştur. Bu toplu defin işlemi, 21. Hanedanlık Başrahibi II. Pinedjem’in saltanatının 10. yılı civarında tamamlanmış ve mezarın girişi, keşfedilememesi amacıyla mühürlenerek gizlenmiştir.
DB320’nin modern keşfi, akademik bir araştırmadan ziyade, 19. yüzyıldaki antika kaçakçılığı faaliyetlerinin bir sonucu olarak gerçekleşmiştir. 1871 yılından itibaren Luksor antika pazarında, 21. Hanedanlık rahiplerine (I. Pinedjem ailesi) ait yüksek kaliteli cenaze objelerinin ve papirüslerin (özellikle “Ölüler Kitabı” kopyaları) görülmesi, Mısır Eski Eserler Servisi Direktörü Gaston Maspero‘nun dikkatini çekmiştir. Maspero, bu eserlerin kaynağının bilinmeyen bir kraliyet mezarı veya zulası olması gerektiği sonucuna varmıştır.

Soruşturmalar, kaynağın Kurna’daki Abd el-Rassul ailesi olduğunu tespit etmiştir. Ailenin, mezarı yaklaşık on yıl önce tesadüfen bulduğu ve içeriğini kontrollü bir şekilde sattığı anlaşılmıştır. 1881 yılında aile içi anlaşmazlıklar ve yetkililerin baskısı sonucu Muhammed Abd el-Rassul’un itirafıyla mezarın yeri kesin olarak tespit edilmiştir.
Maspero’nun asistanı Émile Brugsch tarafından 6 Temmuz 1881’de gerçekleştirilen ilk inceleme ve akabinde yürütülen aceleci tahliye operasyonu, modern arkeolojik belgeleme standartları açısından (stratigrafik kayıt tutulmaması, fotoğraflanmaması) büyük eksiklikler barındırsa da, içeriğin yağmalanmasını önlemiştir. Tahliye edilen materyaller (40’tan fazla mumya, lahitler, kanopik sandıklar ve cenaze objeleri) Kahire’deki Bulak Müzesi’ne nakledilmiştir.
DB320’nin Mısırbilim için asıl değeri, içerdiği altın veya hazineden (ki bunlar büyük ölçüde antik dönemde zaten yağmalanmıştı) ziyade, sunduğu eşsiz mumya koleksiyonu ve epigrafik verilerdir.
a) Kraliyet Mumyaları: Zula, Mısır tarihinin en önemli firavunlarından bazılarının fiziksel kalıntılarını barındırıyordu. Bunlar arasında 17. Hanedanlık’tan Seqenenre Tao II, 18. Hanedanlık’tan I. Ahmose, I. Amenhotep, I. Thutmose, II. Thutmose, III. Thutmose ve 19. Hanedanlık’tan I. Seti, II. Ramses ile 20. Hanedanlık’tan III. Ramses gibi isimler yer almaktaydı.
b) Paleopatolojik Bulgular: Bu mumyalar, paleopatoloji biliminin gelişimi için birincil kaynak teşkil etmiştir. Örneğin:
Seqenenre Tao II‘nin mumyası, Hiksoslarla girdiği savaşta aldığı ölümcül kafa yaralarını (balta, mızrak izleri) açıkça göstermiştir.
II. Ramses‘in mumyası üzerinde yapılan analizler, firavunun ileri yaşta (yaklaşık 90) öldüğünü, şiddetli artrit (eklem romatizması) ve ciddi dental apseler (diş iltihapları) gibi kronik rahatsızlıklara sahip olduğunu ortaya koymuştur.
Bu bulgular, firavunların sağlık durumları, yaşam süreleri ve hatta ölüm nedenleri hakkında metinlerde bulunmayan somut veriler sağlamıştır.
c) Filolojik Önem (Docketler): Mumyaların yeniden sarılması sırasında eklenen hieratik dildeki etiketler (docketler), 21. Hanedanlık dönemi kronolojisi, rahiplerin unvanları ve nekropol yönetimi hakkında paha biçilmez idari bilgiler sunmuştur. Bu notlar, rahiplerin hangi firavunu hangi mezardan ne zaman taşıdıklarını belgeleyerek, Krallar Vadisi‘nin tarihçesi üzerine de ışık tutmuştur.
Dipnot-Kaynakça
Maspero, Gaston. (1889). Les momies royales de Deir el-Bahari. (Keşfin resmi ve detaylı ilk yayını).
Reeves, Nicholas, & Wilkinson, Richard H. (1996). The Complete Valley of the Kings: Tombs and Treasures of Egypt’s Greatest Pharaohs. Thames & Hudson.
Ikram, Salima, & Dodson, Aidan. (1998). The Mummy in Ancient Egypt: Equipping the Dead for Eternity. Thames & Hudson.
Romer, John. (1981). Valley of the Kings. Henry Holt & Co. (Özellikle keşif süreci ve soygunların arka planı için).
Smith, Grafton Elliot. (1912). The Royal Mummies. Catalogue Général des Antiquités Égyptiennes du Musée du Caire. (Mumyalar üzerindeki ilk detaylı paleopatolojik incelemeler).
Niwiński, Andrzej. (1999). “The 21st Dynasty.” In I. Shaw (Ed.), The Oxford History of Ancient Egypt. Oxford University Press. (Dönemin tarihsel bağlamı ve rahiplerin rolü).

