William Flinders Petrie, Mısır arkeolojisinin öncülerinden biri olarak, Naqada bölgesindeki çalışmalarıyla tarih öncesi Mısır kültürüne dair önemli bilgiler ortaya koymuştur. Petrie, Naqada’da keşfettiği eserleri ve mezar yapıları üzerinde yaptığı incelemeler sonucunda, bu kültürü kronolojik olarak Naqada I (Amratian), Naqada II (Gerzean) ve Naqada III (Semainean) dönemlerine ayırmıştır. Naqada I, halk örgütlenmenin henüz ilkel olduğu, basit mezar yapıları ve geometrik desenli seramiklerle karakterize edilirken; Naqada II’de ticaretin geliştiği, mezarların daha zenginleştiği ve figüratif motiflerle süslenen seramiklerin öne çıktığı görülür. Naqada III ise Mısır’ın devletleşme sürecine yaklaştığı, anıtsal mezarların ve karmaşık toplumsal yapının izlerinin belirginleştiği bir dönemdir. Petrie’nin dönemlere ayırdığı bu evrimsel süreç, Naqada Kültürü’nün, sonraki Mısır mezar mimarisi üzerindeki etkilerini anlamamıza yardımcı olmakta. Özellikle Naqada II ve III dönemlerinde ortaya çıkan simgesel öğeler ve mimari formlar, Mısır’daki erken dönem mastaba mezarlarının ve piramitlerin gelişimine zemin hazırlamıştır.
Naqada I MÖ 3900-3650 Yıllarını kapsar; bu dönemde Nubia, Batı çölü, Doğu Akdeniz ve Etiyopya’da yoğun bir ticaret ağı gelişmiştir. Özellikle, Nubia ile yapılan altın ve kölenin ticareti, Batı çölü üzerindeki değerli taşların ve madenlerin taşınması, Doğu Akdeniz’den gelen deniz ürünleri ile Etiyopya’nın kadim tarımsal ürünlerinin alışverişi, bu dönemin ekonomik yapısına büyük katkılarda bulunmuştur. Bu ticaret yolları, kültürel etkileşimler sağlarken, aynı zamanda bölgedeki zenginlik ve güç dengesini de şekillendirmiştir. Naqada I , Amratian olarak da adlandırılır Badarian kültürüne paralel olarak varlık gösterdi, ancak zamanla yavaş yavaş yerini aldı. Bölge toplulukları Küçük köylerde yaşıyorlardı ve Nil Vadisi’nde tarımı geliştirdiler. Ancak bu kültür, özellikle çok sayıda seramik işleri ve zengin Hiyerogliflerle süslü mezar eşyalarıyla dikkat çekiyordu. Ayrıca, kadın doğurganlık figürlerinin yanı sıra sakallı erkek figürlerinin de çoğalması, dönemin anlayışını yansıtan önemli birer sembol olarak öne çıkıyordu. Her köyün kendi hayvan tanrısı vardı ve köylüler bu tanrıları çeşitli dini ritüellerle onurlandırır veya tapınırdı; bu genellikle dans, adak sunumu veya belirli günlerde düzenlenen eğlenceler aracılığıyla gerçekleştirilirdi.
Naqada I mezarlarında, ölenler öbür hayatta yalnız kalmaması için heykelciklerle birlikte gömüldü. Mısır mezarlarında Naqada kültüründen gelen bu gelenek hem ölüye hem de hayata dair derin inançları yansıtmaktadır. Bu sebeple, mezar eşyaları büyük bir öneme sahiptir. Bunlar Mısır mezarlarında bulunan figürlerinin öncüleriydi. Bu figürlerle birlikte ölü kişi yiyecek, silah, süs eşyası ve süslü vazolar ve paletlerle gömüldü.
Naqada II aşaması, MÖ 3500 civarında başlamış olup, aynı zamanda Gerzean olarak da bilinir. Bu kültür tarım sanatına ve yapay sulamanın kullanılmasına hakimdi ve artık mısır halkı sadece avlamak zorunda kalmadılar. Sadece köyleri değil, büyük kasabalar inşa etti ve her zamankinden daha yüksek nüfus yoğunluğu oluştu.
Kültür, sanatsal eğilimler geliştirmeye devam etti, Birçok hayvan şeklinde ve kalkan şeklinde palet geri kazanılmıştır. Erken hanedan döneminin (Narmer Paleti) tören paletlerine doğru geliştirmede net bir bağlantı oluştururlar. Ayrıca, Mezopotamya ve Asya’nın eski halklarıyla ticaret yaptıkları metal işlemede, özellikle de bakır becerilerini geliştirdiler.
Mezar ritüelleri de değişti. Artık mezar yapımlarında duvarları duvar ve ahşapla kaplı dikdörtgen yapılar tercih edilmekteydi; geleneksel olarak uygulandığı gibi, cenaze öncesinde vücut özellikle batan güneşe doğru yönlendirilmedi. Bu değişim, toplumun yaşam biçiminden ve inanç sistemlerinden kaynaklanıyordu. Zengin ve fakirler arasındaki mezar mallarının kalitesinde belirgin bir fark vardı; zenginler, öbür dünyada daha rahat bir yaşam için değerli eşyalarla donatılmış mezarlara sahip olurken, fakirler yalnızca basit nesnelerle gömülüyordu. Bu süreçte, cenaze sırasında ritüel olarak parçalanmış çanakların yer aldığı bir gelenek yaşatılmaya devam edildi. Nekhen’deki Tomb 100 (The Painted Tomb), bu ritüel değişimlerinin izlerini taşıyan önemli bir örnek teşkil ediyordu. Bu mezar, büyük olasılıkla yerel bir liderin dinlenme yeri olup, Naqada III aşamasında yeniden kullanılmış ve geliştirilmiş olabileceği bilinen en eski dekore edilmiş mezarlardan biridir,
Mimarilik, Naqada II döneminde daha da ileriye sıçradı; bu dönemde Horus’un kült merkezi olan Nekhen’de ihtişamlı bir saray ve kapsamlı bir ritüel bölgesi inşa edilmiştir. Saray, yüksek duvarlarla çevrili, geniş avlulardan oluşan bir dizi odadan ve zengin dekoratif unsurlarla süslü geniş salonlardan oluşmakta, mimari tasarımı ile dönemin sanat anlayışını yansıtmaktadır. Bu dönemin mimari gelişim sürecini detaylandırmak için Mısır’ın başka bölgelerinde de benzer projeler dikkat çekmektedir; örneğin, Abydos’taki Osiris Tapınağı bu dönemde mimari yeniliklerin bir yansıması olarak öne çıkmaktadır. Küçük binalarla çevrili büyük oval avlu, halkın ve ruhban sınıfının bir araya gelerek ritüel yürüyüşler ve etkinlikler düzenlemesi için tasarlanmış, bu da Erken Hanedan Dönemi’nin ritüel bölgelerinin öncüsü olduğunu açıkça göstermektedir.
Naqada III Aynı zamanda “Semainean” olarak da bilinir, genellikle İlk Hanedan Dönemi MÖ 3200 ila 3000 yılları arasında bir zaman dilimidir.[18] Bu dönem, Yukarı ve Aşağı Mısır kültürleri arasında bariz farklılıklar olduğu, siyasi birliğin temellerinin atıldığı ve Mısır’daki ilk devlet yapısının şekillendiği önemli bir geçiş dönemidir.
Yüksek Mısısırın kuzeyinde yüksekliği düşük olan bataklık yani nil deltası Yani Aşağı ve kızıl topraklar olarak adlandırılır.Bu bölge yukarı mısırın aksine oldukça sulaktı. Feluccos olarak bilinen geleneksel ahşap yelkenli kayıklar güney mısırdaki nil nehri üzerinden ulaşımı sağlar ve yaşmalarını nile borçlulardır. Bu bölgede ayrıca Mısırlılar tarafından kulanılan kağıt paspas tekne sepet gibi malları yapmak için kulandıkları Papirus ülkesi olarakta adlandırıldı.
Aşağı mısırın berekteli ve yağışlı olması ve haylen daha evciileşmemiş hayvanların olmasına rağmen Mö 3500 – 3100 arasında 20 tane yerleşim yeri kurulmuştur Bu yerleşimler nilin denize döküldüğü kollarda inşa edildi. Mısır Halkı nehre yakın bir yerlerde yaşıyorlardı ve burda deniz mahsullerini avladılar ve tükettiler. Kahirenin yaklaşık 60 km kuzeyindeki merimden beni salme kasabası Aşağı mısırda arkeologların antik geçmişe bağlantılar keşfettiği birkaç yerden biridir. Köyün kalıntılarında bize merimden kültürü hakkında birçok fikir vermiştir. Merimden göçebe avcılık toplayıcılıkta ve tarımsal kültür oluşturdu. Yaklaşık Mö 3300 yıllarda nil deltasında 12 ana kol ve sayısız akarsu boyunca uzanan yerleşim yerleri bulunuyordu Mısırbilimciler akdenize olan yakınlığı nedeni olarak Aşağı mısır halkının Yunanistan, Libya , Lübnan , Filistin Suriye ve Ürdün gibi komşu topraklarında alış veriş ve ticaret aşağı mısırı zengin kılıyordu.
Yukarı ve Aşağı Mısır’daki insanlar aynı dili konuşuyor ve benzer dini inançlara sahiptiler . Eski Mısırlılar, ölümden sonra yaşamın devam ettiğine inanıyorlardı. Ölüler, sanki uyuyor ya da yeniden doğmayı bekliyormuş gibi, cenin pozisyonunda, yan yatarak gömülüyorlardı. Mezarlık alanı, ruhun evi olarak kabul edilir ve öbür dünya için hediye olarak sunulan, cenaze eşyaları adı verilen eşyalarla doldurulurdu. Arkeologlar, çanak çömlek ve yemek kaplarının yanı sıra tahıl, meyve ve diğer yiyecek izlerinin bulunduğu mezarlar ortaya çıkardılar. Erkekler bıçak, ok ve yaylarla gömülmüşlerdi Kadınlar ise , kabuk ve taş boncuklar, ince cilalı pişirme kapları, taraklar, mücevherler, muskalar, heykelcikler ve kazınmış taşlar ile gömülmüşlerdi.
Copyright 2024 Archaeology theme. Tüm Hakları Saklıdır.