Apis, tüm kutsal hayvanların en önemlisi olan ve Memphis’te tutulan bir boğaydı. Yaşarken, tanrı Ptah’ın fiziksel bir tezahürü olarak onurlandırılırdı; ölümünde ise Osiris’in bir formu olarak tapılırdı. Birinci Hanedanlık’a kadar uzanan kayıtlarda, “Apis Boğası Koşusu” adlı bir festivalden bahsedilir. Geç Dönem’e gelindiğinde, Apis boğası bir nevi ulusal maskot haline gelmişti.
Bir Apis boğası öldüğünde, tıpkı Osiris’in kendisi gibi yas tutulur ve ona gösterişli bir cenaze töreni yapılırdı. Rahipler, yeni Apis olarak tanınacak doğru işaretlere sahip bir buzağı bulmak için Mısır’ı arardı. Seçilen buzağının annesine özel bir isim (örneğin “Bastet’in Olanı” gibi) verilir ve İsis’in bir tezahürü olarak onurlandırılırdı. Yeni boğa, Ptah’ın baş rahibi tarafından dolunayda taç giyerdi. Ardından, annesiyle birlikte Ptah tapınağının arazisindeki saray benzeri odalara yerleştirilirdi. Apis boğasının hareketleri, geleceği tahmin ettiğine inanıldığı için dikkatle izlenirdi.
Apis boğası, Osiris’in tekrarlanan ölümü ve yeniden doğuşu mitiyle yakından ilişkilendirildi. Diodorus Siculus’a göre, Osiris öldüğünde ruhu ilk Apis boğasına geçmiş ve sonraki her yeni boğada korunmuştur. Plutarkhos’a göre, her Apis boğasının ay ışığı tarafından mucizevi bir şekilde yaratıldığına inanılırdı. Herodot ise, her Apis’in annesine bir yıldırım düştüğünde tasarlandığını kaydetmiştir.
Herodot ayrıca, MÖ altıncı yüzyıldaki bir Apis boğasının istilacı Pers kralı Kambises tarafından bıçaklanarak öldürüldüğünü anlatır. Kralın, bu kutsal olmayan eylemin cezası olarak delirdiği söylenir. Plutarkhos da Apis boğasının Kambises tarafından katledilmesiyle ilgili bir efsaneden bahseder. Boğa öldürüldükten sonra cesedinin tapınağın dışına atıldığını söyler. Kutsal hayvana, köpekler hariç hiçbir leş yiyici yaklaşmamıştır. Apis boğasının cesedini yiyen köpekler, Mısır dinindeki onurlu yerlerini kaybetmiş ve “kirli” hayvanlar haline gelmişlerdir.

